OTOBÜSTE SOHBET
Menfaate dayalı olmayan dostluklar, zaman geçse de, aynı yerde kalır.
Bu gibi dostlukları, ne aradan geçen yıllar, ne de akıp giden zaman değiştirir.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı gibi sağlam kurulan dostluklarda, kırk yıl değil, ömür boyu devam eder. Akıp giden zamana bakmadan, her şey aynı yerde bırakıldığı gibi duruyorsa, ne mutlu insana!..
Yıllar su gibi akıp gitti. Düşünceler, hayat şartları değişti. Yıl geçti, yaş aldın. Her yeni yaş, bir önceki yaşla aynı olmadı.
Geçmişin sayfaları her daim hatırda farklı tatlar bıraktı. Bazen de, acı hatıralarla kendini gösterdi. Her şeyden önce hatıralarda güzel tatlar, saklı kaldı.
Uzaklarda kalan çocukluk gibi gençlikte geride kalmak için çırpınışa geçti. Bir gün o da, gerçekleşecek ve geçmişin tozlu sayfalarına karışacak.
Fatih Mahallesinin otobüs durağında bekliyordum. Hava oldukça soğuk insanlar, soğuktan korunmak için kalın giysilere bürünmüştü.
Dolmuş minibüsler, sağa sola giderek yolcu bulmanın telaşı içindeydi. Hastaneden çıkanların bir çoğunun yüzü asıktı. Herkes, kendi derdinin dermanını aramanın telaşındaydı. Arada bir selam veren olsa da, bir çoğu selamsız, geçip gidiyordu.
Belediye otobüsü durağa yaklaşınca, durakta bekleyenler, birden hareketlenip, yavaşlamakta olan otobüse hücum ediyordu. Otobüsün önünde nereye gidecek olduğu yerin yazısını okuyan, yüzünü asarak tekrar durağa dönüyordu.
Demek ki, beklediği otobüs değildi.
Bizde durakta bekleyenler arasındaydık. Etrafta koşuşturan insanların telaşı hayli tuhafıma gitmişti. Bir yerlere yetişmenin aceleliğiyle, önlerine bakmadan yürümeleri dikkatimi çekti. Bu ne, sabırsızlık? Bu ne,telaş? Bu ne heyecan? Bu ne dikkatsizlik? Bu ne vurdumduymazlık? Neyse, biz bekleye duralım. Otobüslerde peşi sıra semtlere göre durağa girip çıkıyordu. Beklediğimiz otobüsün gelmesini beklerken, kardeşim, yüzü şapkayla kapalı kadını bana işaret ederek; “şu Nazan değil mi?” deyip, Nazan bağırdı.
Birkaç saniye içinde Nazan yanımıza geldi. Üç çift göz aynı anda buluştu. Hasretle kucaklaştık. Sözler, havada adeta çarpışır gibi oldu. Söyleyeceklerimizi bir an önce söylemenin telaşını yaşarken, otobüs durağa girdi. Açılan kapısından sırayla içeri girdik.
Ben ve kardeşim ikinci sıradaki koltuklara, Nazan’da önde ki koltuğa oturdu.
Otobüs hareket eder etmez, sohbetimiz başladı. Nazan arkaya dönüyor bizde öne doğru eğilip, yılların birikimini bir anda eritmeye çalışıyorduk.
Otobüs duraklara girip, yolcu alması bizim sohbetimizi biraz bozsa da hareket edince, kaldığımız yerden devam ediyorduk. Yaşlı bir yolcunun otobüse binmesiyle Nazan, yerini o yolcuya bırakıp, arkaya yanımıza geldi. Sohbetimiz daha da koyulaştı. Ne otobüsteki yolcuları, fark ediyorduk, ne de geçtiğimiz yerleri.
Otobüs duraklara girip, yolcu alıyor tekrar hareket ediyor, biz sohbetimizi kesmeden devam ediyorduk. Tanjanta giren otobüs yolcularının çoğunu duraklara serpiştirdi. Biz Nazan’la yolculuğumuza devam ediyorduk.
Hacıkasım durağını geçince Nazan iyi günler deyip otobüsten sıcak sohbeti bırakıp indi.
Ben ve kardeşim Maçka’ya gitmek için son durakta inecektik. Otobüs, ağır ağır ilerlerken, eski Baronun durağında, biz hariç tüm yolcuları indirdi.
Şoför, yüksek sesle; “sohbet bitti mi?” dedi. Bende arkadaşımızın indiğini söyledim. Şoför; “iyi sohbet ettiniz.” Dedi.
Kardeşim de bunun üzerine; “Nazan’ı yıllardır görmedik.” Dedi.
Şoför; “öyleyse misafirliğe gidin. Sohbet edersiniz.”
Bende; “fırsat bulursak gideceğiz.” Dedim.
Bu arada Moloz durağına otobüs girdi. Şoföre iyi günler dedikten sonra otobüsten indik.
