NEFSİN TERBİYESİ
Hangi ara bu kadar öfke, bu kadar kızgın, bu kadar sinirli hal alındı. Merhamet tarihe mi karıştı?
Kimsenin, kimseye tahammülü kalmadı. En küçük olay karşısında öfke patlaması yaşanır oldu.
İnsan nefsini terbiye etmeyi bilecek. Kendini kontrol altına almayı öğrenecek. Nefs her şey ister. Ancak nefsi terbiye edilirse, insan huzura kavuşur.
Yunus Emre şeyhi Taptuk Emre’nin dergâhında, nefsini terbiye etmek için “erbaîn”e girer. Kırkıncı gün, nefsine sahip olup olamayacağı hususunda bir imtihandan geçirilir.
Derviş Yunus, çilehanenin kapısında bir kadın sesi duyar. Gelen, -güya- şeyhinin kızıdır. Yunus kapıyı açmaz. Kız ise, türlü diller dökerek kapıyı açtırmaya çalışır.
Ey Yunus! Kırk gündür burada çile çektin. Kendini benimle bir imtihan et.” der. Yunus, bu nefs imtihanıyla yüzleşmek için kapıyı açtığında, karşısında “Siyahlı Adam”ı bulur.
Siyahlı Adam; Yunusʼun riyazet ve mücâhedeleri neticesinde iç dünyasından çıkıp karşısında belirmiş olan nefsinden başkası değildir. Yunus, onu kovarak kendisinden uzaklaştırmaya çalışır. O ise bir gölge gibi sahibinden ayrılmaz. Üstelik türlü vesveseler ve zehirli fikirlerle, Yunusʼu çıktığı yoldan geri döndürmek ister. Onu, servet, şehvet ve şöhret vaatleriyle, nefsine karşı verdiği amansız mücadeleden vazgeçirmeye çalışır.
Yunus, Siyahlı Adamı, yani nefsini yakalamışken, onu öldürmek ve artık onun sıkıntılarından tamamen azade bir ömür sürmek ister. Siyahlı Adamı boğmaya kalkışır, boğamaz. Su testisini Siyahlı Adamın kafasına çarpar. Fakat testi, bir gölgenin içinden geçer gibi gidip duvarda patlar.
Neticede Yunus, nefsini öldüremeyeceğini, fakat onu “Lâ ilâhe illâllah” zikriyle zincire vurabileceğini anlar. Zikri duyan ilâhlık davasındaki nefs, âdeta çarpılmışa dönerek geri çekilip odadan çıkar.
Sonra Taptuk Emre’nin sesi duyar. Yunus, bu sefer de nefsinin, şeyhi kılığında geldiğini düşünerek tereddüt eder.
Fakat Taptuk Emre, gelenin kendisi olduğunu, nefsinin ise zincire vurulmuş hâlde bulunduğunu söyleyerek kapıyı açtırır. Ardından, buradaki çilesinin bittiğini, artık son nefese kadar sürecek büyük çilehanedeki çilesine başlayacağını haber vererek onu “er meydanı” dediği dış dünyaya çıkarır. Dergâha dağdan odun taşımakla vazifelendirir. Ardından da, kızını ona nikâhlayacağını söyleyip şu nasihatte bulunur:
“Yunus! Hiçbir hak yeme! Nefsin hakkını da… Nefsin hakkı, şerîatte yazılı olduğu kadar… Ne bir lokma eksik, ne bir lokma fazla… Nefsi zincire vurmak böyle olur. Nefsini öldürmeye çalışma! Zira nefs ölmez. Sen onu imana getirmeye çalış! nefs her yere ve her kılığa girer.. Sahibini bir gölge gibi takip eder.. Onu bütünüyle bertaraf etmek ne mümkündür ne de makbuldür. Makbul olan onun gücünü manevi terbiye ile kontrol altına alarak Hakka kulluğa ram etmektir...”
Nefs terbiye edilirse, her sorun kendiliğinden çözülür.
