HESABINI MUTLAKA VERECEK.

 HESABINI MUTLAKA VERECEK.

Bir grup insan hacca gidiyordu. Mekke'ye yakın bir yerde konakladılar. O grubun yanına bir ceylân geldi. İçlerinden biri ceylânı ayağından yakaladı. Arkadaşları her ne kadar;

 HESABINI MUTLAKA VERECEK.

 

                   Bir grup insan hacca gidiyordu. Mekke'ye yakın bir yerde konakladılar. O grubun yanına bir ceylân geldi. İçlerinden biri ceylânı ayağından yakaladı. Arkadaşları her ne kadar;

-Salıver gitsin, dedilerse de, onlara güldü ve bırakmadı. Ceylân korkusundan küçük ve büyük abdestini bozdu. Sonra o kimse, ceylânı bıraktı. O şahıs öğle vakti, bir kenara çekilip uyudu. O uyurken bir yılan gelip, karnının üzerine çöreklendi. Arkadaşları ona;

-Sakın hareket etme, karnının üzerinde yılan var diye, bağırdılar. O şahıs korkusundan altına büyük ve küçük abdestini yapıncaya kadar, yılan üzerinden ayrılmadı. Böylece ceylâna yaptığının cezasını gördü.

Netice olarak, insanların ve her şeyin yaratıcısı, yetiştiricisi, her ân tehlikelerden koruyucusu olan Allahü teâlâ, kıyâmet günü herkesi hesâba çekecektir. 

                  İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin, bir talebesine hitaben buyurduğu gibi:

“Keyfine göre yaşa! Fakat bu yaşaman uzun sürmeyecek, bir gün elbette öleceksin. Gece gündüz düşündüğün, sımsıkı sarıldığın lezzetlerden elbette ayrılacaksın. Dünyanın nesini seversen sev, hepsine veda edeceksin! Elinden geleni yap! Fakat unutma ki, her yaptığının hesabını vereceksin!”

****

ETKİLENMEMEK ELDE DEĞİL !

Hz. Fatıma,

'- ya Ali' Hasan, Hüseyin aç, evde yiyecek yok.. gidip yiyecek birşeyler alsana" der.

Hz. Ali'nin sadece altı dirhemi vardır.

Yiyecek almak için evden çıkar ve giderken yolda kavga eden iki insan görür.

Hz Ali:

"Niçin kavga ediyorsunuz?

Şu âlemde Allah'ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" diye sorar.

Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler.

Hz Ali cebindeki altı dirhemi çıkarır ve alacaklıya verir.

Evine geldiğinde eli boştur, 'Cennet kadınlarının seyyidesi',

"- Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" diye sorunca,

"- Ama ara düzelttim ya Fatma" der.

Hz Fatma'nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir.

Memnundur kocasının bu güzel hareketinden.

Daha sonra Hasan'la Hüseyin ağlamaya başlarlar, 'açız' diye.

Bu acı manzaraya dayanamaz ve evden çıkar.

Yolda bir adama rastlar.

Elinde besili bir deve;

"- Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım."

"- Param yok" der Hz Ali.

"- Olsun" der adam.

"- Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve.

Al sonra ödersin."

Alır Hz Ali o deveyi.

Yolda giderken başka adama rastlar.

"- Ya Ali" der, "ne güzel bir deve bu.

Ben bunu 300'e alayım ne olursun reddetme beni."

Hz Ali: "- Ama ben bunu 150'ye aldım" der.

"- Olsun, ben çok beğendim bunu" ve deveyi satar.

Hz Ali mutlu bir şekilde gider yiyecekleri alır eve döner.

Sonra Peygamber'in huzuruna çıkar.

Efendimiz(s.a.v.) güler, "gel" der, "ya Ali şu deve hikâyesini anlat".

Anlatınca da der ki:

"- Sen ki ara düzelttin.

Allah Cebrail'i ile sana deveyi sattı.

İsrafil'i ile de satın aldı.

Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali."

Okuduysanız paylaşın belki bir müslüman kardeşim daha rahmet PEYGAMBERİN ( S.A.V ) güzel ahlakını okur ve azda olsa kendine örnek alır."

****

 

Devenin Dilinden Dökülen Gerçekler

 

                Vakti zamanında bir Yahudi’nin devesi kaybolur.

Yahudi bir Müslüman’ı göstererek, "Benim devemi bu

adam çaldı, şahitlerim de var" diyerek Hz.

Peygamber'e başvurur. Getirdiği yalancı şahitler de

dört koyu münâfıktır.

İşin iç yüzünü tam manasıyla bilmeyen sevgili Peygamberimiz (s.a.v) görünüşe göre davacı olan Yahudi ve dört şahidini dinledikten sonra Müslüman’ın cezaya çarptırılmasına karar verdi.

Karar Müslüman’ın eli kesilecek.

Bu karar karşısında hayretten dona kalan Müslüman hiç de yapmadığı bir şey konusunda dayanamayıp başını göğe kaldırdı ve ellerini göğe açarak Allah'a şöyle yalvardı.

"Ey Allah'ım! Gerçek durumu sen iyi biliyorsun. Bu deveyi ben çalmadım. Bu, benimdir. Alçakça bir iftiraya kurban gitmek üzereyim."

Ardından Hz. Peygamber'e dönerek "Ey Allah'ın elçisi! Verdiğin karar görünürde doğrudur. Fakat işin iç yüzü bu değildir. Bu durumu deveden sorarsanız gerçeği öğreneceğinizden eminim."

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) deveye dönerek "Ey deve, söyle bakalım. Senin sahibin kimdir?" diye sorar. 

Deve dile gelerek gayet açık bir şekilde, "Ey Allah'ın elçisi! Ben aleyhinde karar

verdiğiniz bu Müslüman’ın malıyım, sahibim odur. Yahudi’nin getirdiği kimseler de yalancı şahittirler" diye konuşur.

Bu durum karşısında iyiden iyiye duygulanan Hz. Peygamber (s.a.v.) Müslüman’a dönerek, "Ey Müslüman! Sen hakkında bir devenin konuşmasına sebep olabilecek kadar ne gibi iyilik işledin. Söyler misin?" diye sorunca Müslüman şu cevabı verir: "Ey Allah'ın elçisi! Ben ömrüm boyunca geceleri sana on defa salâvat getirmedikçe yatağa yatmam."

Olayın aydınlığa kavuşması ve yanlış bir karar uygulanmadan geri dönülmesi karşısında içi ferahlayan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) sözlerini şu ibret dolu sözleriyle noktalar: "Ey Müslüman! Şu ilâhî tecelliye bak ki, bana getirdiğin salâtü selâm sayesinde bu dünyada ellerini kesilmekten kurtardı, öbür dünyada da

Cehennem azabına uğramaktan kurtulmuş oldun."

(Zübdetül Vaizin)

Peygamberimiz (sav) diyor ki: “Sabahları on, akşamları da on defa bana salâvat

getiren mümini Allah kıyamet gününün o büyük korkusundan muhafaza eder. Ayrıca bu kimse Allah'ın sayısız nimetlere gark ettiği peygamberler ve sıddıklar gurubuna dahil olur.”

****

                    YARIM ELMA 

                Vaktiyle bir derviş, nefsiyle mücadele etmek ve hakikati bulmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Günlerce aç ve susuz yol alır. Bir nehir kenarına geldiğinde, açlıktan takati kalmamıştır. Tam o sırada nehrin üzerinde süzülen, kıpkırmızı, iştah açıcı bir elma görür.

​Düşünmeden elmayı kaptığı gibi ısırır. Ancak tam ikinci lokmayı alacakken birden durur ve içine bir sızı düşer: "Ben ne yaptım? Bu elmanın bir sahibi var. Destursuz ve helallik almadan başkasının rızkını yedim."

​Hemen nehrin akış yönünün tersine, elmanın geldiği yöne doğru yürümeye başlar. Kilometrelerce yol gittikten sonra nehir kenarında devasa bir elma bahçesi bulur. Bahçenin sahibini bulup durumu anlatır:

— "Efendi, nehirde sürüklenen elmanızdan bir ısırık aldım. Hakkınızı helal edin, karşılığında ne isterseniz yapmaya hazırım."

​Bahçe sahibi dervişin bu hassasiyetinden etkilenir ama onu denemek ister:

— "Helal ederim ama bir şartım var. On yıl boyunca bu bahçede çalışacaksın."

​Derviş kabul eder. On yıl geçer. Süre dolduğunda bahçe sahibi der ki:

— "Yine yetmez. Bir şartım daha var. Benim bir kızım var; gözü görmez, kulağı duymaz, eli tutmaz, ayağı yürümez. Onunla evlenirsen ancak o zaman helal ederim."

​Derviş, haram lokmanın ağırlığıyla yaşamaktansa bu çileyi de kabul eder. Nikah kıyılır. Derviş, gelinin yanına girdiğinde karşısında nur yüzlü, ay gibi parlayan, her azası yerinde ve sağlıklı bir genç kız görür. Şaşkınlıkla geri çekilir, bir yanlışlık olduğunu düşünür. O sırada kayınpederi kapıda belirir ve gülümseyerek şöyle der:

​"Evladım, kızımın gözü görmez dedim; çünkü o hiç harama bakmadı. Kulağı duymaz dedim; çünkü o hiç gıybet işitmedi. Eli tutmaz dedim; çünkü o harama el uzatmadı. Ayağı yürümez dedim; çünkü o hiçbir günahın peşinden gitmedi. Sen bir yarım elmanın hesabını verecek kadar dürüst olduğun için, ben de emanetimi sana gönül rahatlığıyla verdim."